Press "Enter" to skip to content

Tayfun Uslu Posts

Managing – Harold Geneen – Kitap Tanıtımı

1961 yılında yıllık $765 milyon dolar geliri olan ITT’nin başına geçip, 1970 yılında yıllık geliri $17 Milyar dolara getiren, 80 ülkede 300’den fazla satın alma gerçekleştiren efsanevi Harold Geneen’in Yönetim ile ilgili kitabı, Managing, iş hayatı ile ilgili tecrübe ve görüşlerini anlatıyor. Kitabın ana konusu günün sonunda performansın en önemli şey olması ve yöneticinin de yönetmek zorunda olması. Tabii Harold Geneen yöneticilerini destekleyecek birçok altyapı kurmuş ama mentalite olarak yöneticilerinin yönetmesini istiyor (Management must manage) Aslında kitabı bu kadar kısa tutabilecek bir karakteri olan Geneen, bir sebepten dolayı (belki de yöneticiliğinin ötesinde paylaşmak ile ilgili bir sorumluluğunun olduğu düşündüğünden) kitabı daha uzun tutmuş ve aşağıdaki konulara dokunmuş.

Her bölümün başındaki kısacık cümleler kitap hakkında oldukça iyi bilgi verdiği için sözü Geneen’e bırakıyorum.

İşi yönetmek üzere “Bir kitabı baştan sonra okursunuz. Bir işi tam tersi şekilde yönetirsiniz. Sondan başlayıp, o noktaya ulaşmak için elinizden gelen herşeyi yaparsınız

Tecrübe ve Nakit üzerine: “İş dünyasında herkes iki türlü ödeme alır. Tecrübe ve para. Önce tecrübeyi edinin, para sonra gelir.

Şirket Organizasyonu üzerine: “Her şirketin iki türlü organizasyonu vardır. Resmi olan duvarlara asılıdır. Diğeri ise şirkette her kişinin her gün yaşadıklarıdır

Yönetici yönetmek zorundadır, yönetici yönetmek zorundadır, yönetici yönetmek zorundadır, kaç defa söylemeliyim?

“Önderlik öğretilemez, sadece öğrenilebilir

Şirket yöneticilerinin yakalanabilecekleri en kötü hastalık alkolizm değildir, bencilliktir”

Kitabın 14. ve en son kısmının tamamı şöyle:
Al Moscow did not think this chapter was needed in the book. But I did. Besides, I did not want to wind up the book with a Chapter Thirteen. So, we agreed to put in. 
This will be the shortest chapter in the book, and perhaps the most important. 
I think it is an immutable law in business that words are words, explanations are explanations, promises are promises – but only performance is reality. Performance alone is the best measure of your confidence, competence and courage. Only the performance gives you the freedom to grow as yourself.
Just remember that: Performance is your reality. Forget everything else. That is my definition of a manager is what it is: one who turns in the performance. No alibis to others or to one’s self will change that. And when you have performed well, the world will remember it, when everything else is forgotten. And, most importantly, so will you.

Good luck and good performance!
Harold Geneen
June 4, 1984

Sales Acceleration Formula – Kitap Tanıtımı

Yazılım satışı ile ilgili olanların haberdar oldukları Aaron Ross’un Predictable Revenue Kitabının tanıtımı bu sitede birkaç sene önce yapılmıştı. Bu alanda bir proje üzerinde çalışırken bu sefer de Hubspot’ın 0 dolardan 100 milyon dolara giden süreçte satışının başındaki Mark Roberge’in Sales Acceleration Formula kitabını okuma fırsatım oldu. Bu kitabın da ana konusu satışı başarılı ve tahmin edilebilir bir sürece çevirmek; Hubspot’ta yaptıklarına dair tecrübelerini okuyucularla bu kitapta paylaşıyor.

Satış kuvvetinin takır takır çalışması için kendisi 4 adımdan bahsediyor.

1) İşe alma
Bu aşamada ihtiyaçlarınızı belirleyip, kurumunuza göre en iyi sonucu vereceğiniz kişileri işe almak için bir süreç oluşturmak ve süreci sürekli olarak optimize etmeyi öneriyor.

2) Eğitim 
İşe alınan kişilerin hepsini aynı eğitime sokup bütün satın alma sürecinden geçmelerini öneriyor. Bununla ilgili aşağıdaki gibi satış sürecinden başlayıp, sunum ve pazarlıklara kadar odaklanan bir eğitim planı önermiş. En sonunda gördüğünüz gibi bir sınav ve sertifika var ki kişi hangi skorları aldığını görsün ki kuvvetli ve zayıf yönlerini bilsin.

Bu arada BANT’a göre de müşteri adaylarını tabii ki sınıflandırmayı da bilmeleri gerekiyor.

Budget: How much is the prospect able and willing to spend?

Authority: Who is the ultimate decision maker?

Need: Does the prospect have a problem your product can solve?

Timing: Is there urgency?

3) Satış Yönetimi

Satış ölçümleri nasıl olmalıdır sorusu akla gelebilir. Bu satışlar arttıkça değişen bir yapı olduğu için, kendilerinin geçtiği süreçler şöyle olmuş.
1) Av Planı (Getirilen müşterilerin kontratının değerine göre prim ödeme)
2) Müşteri başarı planı (Getirilen ve müşteri kalmaya devam eden müşterilere göre prim ödemesi yap, eğer müşteri kısa sürede giderse, primi geri al)
3) Müşteri adama planı (Müşteri her ay kaldıkça, her ay prim ödeme)
4) Şartlara göre satış sürecini iyileştir

Aşağıda kendilerin kullandıkları ölçüm yöntemlerinden bir örnek var.

4) Talep Oluşturma

İlk olarak Outbound Sales ile Inbound Sales arasındaki farkı çok güzel bir şekilde bir grafikle temsil etmiş. Aşağıda görüldüğü gibi Outbound Sales kurum için uygun kişileri bulur ve onların sorunlarına odaklanır. Inbound Sales ise doğası itibariyla sadece kendisine akmakta olan müşteri aday adaylarına (lead) bakar ve bunlar arasından kurum için uygun olanları filtrelemeye çalışır.  Lead’leri (müşteri aday adaylarını) gerek makale (whitepaper gibi), gerek vaka çalışması gibi paylaşımları okumak isteyen kişilerden oluşturuyorlar.

Satış temsilcileri (Inbound sales rep) belli bir noktada müşteri aday adaylarını Hesap Yöneticilerine (Account Manager) devrederler ama peki bu devir ne zaman olmalı? Müşterinin satın alma sürecinin önce sorunun eğitiminden başlayıp, daha sonra çözüm arayışına geçip, en son da çözüm seçimiyle bittiğini varsayarsak, en zengin müşteriyi (enterprise) en erken zamanda hesap yöneticisine yönlendirmeli, kobi türü müşterileri ise en sonlarda hesap yöneticisine yönlendirmek en etkin yöntem olabilir.

Yukarıda anlatılan 4 adım tabii ki her kurum için değişiklik gösterecektir ancak hazır başından geçmiş birinin tecrübelerinden faydalanmak isterseniz, Mark Roberge’in kitabını okuyabilirsiniz.

Bol kazançlar!

Google Yönetim Kaynakları

Dünyanın en önemli teknoloji şirketlerinden birini sadece teknik yetiler ile yönetmek mümkün değildir. Çok iyi bir programcı çok kötü bir yönetici olabileceği gibi, teknik yetisi kuvvetli / güçlü olmayan biri de çok iyi bir yönetici olabilir.

Google, çalışanlarının yeteneklerini ortaya çıkarabilmeleri için uygun ortamları oluşturmak üzere çalışmalar yapıyor. Bu çalışmaların en önemlisi yöneticileri eğitmek yani yöneticileri yönetici yapan görevlerin (hedeflere odaklanmak,  işe alımlarda önyargılardan etkilenmemek, çalışanların geri bildirimlerini düzgün almak gibi) gerektiği şekilde icra edilmesini sağlamak. Tıpkı açık kaynak kodların paylaşılması gibi, Google da yıllardır yaptığı çalışmaların sonuçlarını herkes faydalanabilsin diye umuma açık hale getirdi.

rework.withgoogle.com adresinden ulaşabileceğiniz bu kaynaklarda hem özel bir konu hakkında (takım hedefi koyup, bunu paylaşmak gibi) uygulamaya yönelik açıklamaları hem de yönetici eğitiminin en ince ayrıntısını veren dokümanları bulabilirsiniz.  Bütün kaynaklar vaka çalışmaları ile desteklenerek, teoriden pratiğe geçiş uygulamalarına dair örnekler veriliyor.

Bir yönetim manifestosu kabul edilebilecek bu kaynaklardaki bahsi geçen konuları sıralamak saatler alacağından, ilgi çekebilecek bazı konu başlıklarını belirtmek daha uygun olacaktır.

  • Google’ın yönetim şeklini daha etkin hale getirmek için başlattığı Project Oxygen makalesi
  • Duygusal Zekâ’nın tanımı ve önemi ile ilgili Daniel Goleman’ın HBR yazısı
  • Carol Dweck’in Mindset adlı kitabı
  • Yine HBR’ın Coaching Employees adlı rehber kitabı
  • Yöneticiliğin zararları ve yararları
  • Duyguların veri olarak kullanılması
  • Duygusal zekânın öğrenilmesi
  • Bireysel katkıdan yöneticiliğe geçiş
  • Öğretici ve kolaylaştırıcı olarak yöneticilik
  • En iyi şekilde geri bildirim vermek (Bağlam, bağlamdaki davranış ve onun etkisi)
  • Geri bildirim hataları

“İnsanlar işi değil, yöneticilerini bırakırlar” sözündeki yönetici iyi niyetimize rağmen biz olabiliriz.  Daha da iyi yöneticilerin bulunduğu kurumlar içinde çalışmak umuduyla.

 

Vocus.io – tekrarı azaltıcı gmail eklentisi

Vocus.io ile videoda görüldüğü gibi bazı e-mailleri hızlıca yazabilir, e-maillerinizin kimin tarafından açıldığını görebilir, e-maillerinizi Boomerang gibi daha sonra bir vakitte yollayabilir ve icabında e-maillerinizin takibini yapabilirsiniz. Kısaca daha verimli bir e-mail yönetimi için oluşturulmuş bir gmail eklentisi.

Aşağıdaki çeşitli özelliklere sahip olan Vocus.io, direk rakibiyle nasıl karşılaştığını sitesinde yazmış ve rakibinin sitesindeki fiyat listesine bağlantı bile vermiş.

Bütün bunların hepsini de sitede gezerken 1 dakika içinde öğrenebildiğiniz için (ürün nasıl çalışıyor, ne işe yarıyor, özellikleri ve fiyatı nedir) çok başarılı bir kullanıcı deneyimi oluşturmuşlar.

Tebrikler

Ateş Böcekleri Simülasyonu

Yukarıdaki videoda görüldüğü gibi ateş böcekleri eş zamanlı olarak yanıp sönüyorlar. Peki ateş böcekleri bunu nasıl başarıyorlar?

Bu sorunun uygulamalı cevabını ncase tarafından hazırlanmış ve Türkçe’de olan Ateş böceği simülasyonunda görebilirsiniz. Bu uygulamalı cevapta ateş böceklerinin sayılarını artırabilir, komşularıyla uyumlu hareketlerini yönlendirebilir ve çok güzel bir hikayeyi okuyabilirsiniz.

Bol aydınlıklı günlere!

Cryptocurrency, Bitcoin, Blockchain, Ethereum, Money …

Son yıllarda ismini duyduğumuz başlıktaki teknolojilerin manasını ve nerede ne işe yaradıklarını anlamak çok basit değil. Velhasıl Tim Ferriss‘in Nick Szabo ve Naval Ravikant ile birlikte yapmış olduğu söyleşi bu konulara epeyce bir açıklık getiriyor. Nick Szabo hem bilgisayar bilimcisi, hem avukat hem de cryptography ve sanal anlaşmalar üzerine çalışmaları var. Naval Ravikant’ta angel.co’nun kurucusu, yâni Silikon Vadisinde (dünyada) en çok girişim tanıyan kişi olabilir.

Bu söyleşideki yararlı olabilecek kavramlar soru ve cevap şeklinde şöyle:

Cryptocurrency nedir?
Cryptocurrency yâni şifreli para birimi paranın el değişiminin ve üretilme sürecinin şifreli olarak yapılmasıdır. Mesela cryptocurrency ile, birisi başka birisine para verdiği zaman, bunun reddedilemez bir kaydı oluşur ve bu kayıt şifreleme yöntemi ile güvenli olur. Böylece “o aslında bana para vermedi” denemez. Aynı şekilde kalpazanların sanal para basmalarının önüne geçme yolu da para basımının kaydının şifreli olarak güven altında tutulması ile mümkün oluyor.

Merkezi olmayan sanal para birimi nedir?
Bitcoin gibi para birimleri üretildikleri zaman bir merkez bankası tarafından basılmıyorlar. Bitcoin madencileri emek harcayarak bunları basıyorlar ama bu basımı yapmak için herhangi izne ihtiyaç yok. Yalnız bütün basımlar ve bütün para değişimlerinin kaydı dünyanın dört bir tarafında olan sunucularda tutuluyor (blockchain ile).

Blockchain nedir?
Jurassic park filminde bir sivrisinek fosili bulunur. Sivrisinek ağaç reçinesinin içinde kalmıştı. Sivrisinek ağaç reçinesi içinde olduğu için, ne kadar vakit geçse de sivrisinek hâlâ bir vakit önce onun içine girdiğini ve de açmak gerekirse içinden sivrisinek çıkacağını biliyoruz. Blockchain ile de bütün işlemler kayıt altına alınıyor ve etrafı reçineliniyor ki ileride birisi ben böyle birşey yapmadım derse, bozulmamış reçineyi gösterip, yapılıp yapılmadığını tespit edebiliriz. Blockchain sağlam bir şekilde işlemleri kayıt altına alma işlemi.  Bu reçinelerin bulundukları yerler ise Ledger (Defter-i Kebirler).

Madenci nedir?
Yukarıda bahsettiğimiz blockchain’e, yani reçineye daha da fazla reçine (block) koymak için bazı matematiksel problemlerin bilgisayar gücüyle çözülmesi lâzım. Bunları çözen kişilere hem sanal para birimi (bitcoin) hem de bir işlem ücreti veriliyor. Bu matematiksel problemleri çözenlere madenci deniyor. Peki niye herkes madenci olmuyor? Çünkü herkes için kârlı değil. Özel donanım tasarımları ile madencilik kârlı bir şekilde yapılabildiği için, çok az kişi madenci.

Bitcoin’in niye değeri var?
Öncelikle paranın iki tane özelliği var: 1) Paranın değer değişimini sağlaması. Mesela 1 saat çalışıp, 1 lira para kazanıyorsunuz. Ondan sonra o 1 lirayı bakkala verip gofret alıyorsunuz. Böylece para değer değişimini mümkün kılmış oluyor. 2) Paranın değer saklama özelliği: Mesela 100 saat çalıştınız ve hiçbir şey almak istemiyorsunuz ama çalıştığınız emeği ileride kullanmak için saklamak istiyorsunuz, bu da paranın değer saklama özelliği oluyor.

Bu özelliklere sahip olan Türk lirası veya ABD doları olduğu gibi, Bitcoin de olabilir. Bu üçünün ortak özelliği hepsinin sınırlı sayıda olması ve yukarıda sayılan özellikler sahip olması.  Sınırlı ve değerli olan her kaynağın bir maddi karşılığı oluyor.  Tabii ki bitcoin’in değerinin bir kısmı da bir yatırım sınıfı olarak görülmesi ve bazıları tarafından gelecekteki değerinin artacağına inanıldığı için şimdiden satın alınması ama bu bütün para birimleri içinde geçerli.

Ethereum nedir? 
Ethereum’da Bitcoin gibi blockchain altyapısını kullanan ama özellikle akıllı anlaşmalar da (smart contracts) daha fazla imkan sağladığı için bazıları tarafından daha değerli olabileceği bir sanal para birimi.

Bu tanımlar iyi güzel de, neye faydası var bunların?
Öncelikle merkezi olmayan ve güvenli olan bir teknolojinin şu avantajları var. Birisinden birisine para yollarken kimseden izin almanıza gerek yok. Merkezi bir otorite olmadığı için kısıtlamalar olmuyor. İkinci olarak sistem güvenli olduğu için kalpazanlık yok gibi, sahte para yok. Üçüncüsü akıllı kontratlar ile birlikte yedi eminlere ihtiyaç kalmıyor. Mesela bir araba alımında araba alımı gerçekleşince para otomatik olarak hesaba yatıyor (notere ihtiyaç yok!). Aracıların ortadan kalkması tabii ki masrafları da ortadan kaldırıyor.   Sigortacılıkta uygulamaları ise parametrik kontratlar ile olabiliyor. Mesela bir otel kendini sele karşı sigortalatıyor; aslında otelin sigortası gelir kaybına karşı. Bir sel olduğu zaman ve gelir kaybı bitcoin veya ethereum ile takip edilebildiği zaman, o zaman sigorta devreye giriyor ve beklenen gelirin altındaki ödemeleri yapıyor.

Atatürk’ün şöyle bir sözü vardır, “Kudret ve kabiliyetten mahrum olanlara iltifat olunmaz”. Eğer bu teknolojilerin gelişiminde mümkün mertebe yer almazsak bunlardan faydalanmamız hem az olacaktır hem de çok geç olabilir.

 

 

 

 

Patreon – Sanatınız için hâmi

Büyüklerin dediği gibi doğanın oluşunda şiir, musiki, resim gibi bütün güzellikler mevcuttur. Ticari kaygısı olmayan bu güzelliklerin hayata geçmesi içinse sanatçının maddi desteğini hâmiler (patrons) binlerce yıldır sağlamaktadırlar. Firdevsi’den Bach’a kadar birçok sanatçı böyle destekler almışlardır.

Günümüzde ise teknoloji üretenlerin getirdiği özelliklerle bir proje hakkında hem bilgi alma kolaylaştı, hem de o projeye katkıda bulunmak. Bunun en önemli örneklerinden beri, maalesef şu anda fazla faydalanamadığımız, wikipedia. Onbinlerce insan farklı farklı konularda uzmanlıklarını kağıda dökerek devasa bir ansiklopedi oluşturabiliyor. Diğer bir örnek ise kiva.org. Gene binlerce insan, kısa dönemli borç ihtiyacı olan kişilere katkıda bulunuyor.

Peki, sanat ve kitlesel desteğin kesişme noktası var mıdır? Evet, bunun bir örneği Patreon

Patreon’da bir sanatçının hâmisi olup, o sanatçıya ayda belli bir miktar ($5 mesela) para verebilirsiniz ve sanatçının çalışmalarını görebilirsiniz. Örnek olarak şu güzel ateş böceği simülasyonu yapan ncase‘i görebilirsiniz. Ncase’in 370 tane hâmisi var ve toplamda ayda $1300 ncase’e veriyorlar. Böylece sanatçı sanatına devam edebiliyor.

Patreon ticari bir firma, sanatçılara giden para üzerinden %5 komisyon alıyor ama sanatçılar bunu vermeye razı gibiler çünkü şu an itibarıyla platformda 50,000 üzerinde sanatçı bulunuyor ve 2017 yılında $150 milyon dolar sanatçılara ödenecek gibi gözüküyor.  Eğer Türkiye’den (daha doğrusu ABD dışından) platforma katılmak istiyorsanız, hâmilerin ödemeleri Türkiye’deki banka hesabına yapılabiliyor.

Bol sanatlı günler dileğiyle

Satellite Dynamics – Göklerde neler var?

Gökyüzünde o kadar çok uydu var ki, acaba şu ana kadar hangi ülke ne kadar uydu attı, şu anda hangi uydular aktif, en yakın uydu atılışı ne zaman, bu uyduların teknik özellikleri nedir gibi sorular aklınıza geliyorsa, Satellite Dynamics sizin için çok uygun bir site.

Siteye girdiğiniz zaman arama kutusuna uydunun sahibi ülkeyi girebilirsiniz (mesela Turkey), ondan sonra o ülkenin sahip olduğu uyduların listesini ve ayrıntılarını öğrenebilirsiniz. Uydunun adını (mesela Turksat) veya NORAD nosunu (33056) veya Cospar ID (2008-030B)’sini girerek de uydu aramasını gerçekleştirebilirsiniz.

İlaveten bazı uyduların İstanbul üzerinden geçişlerini de (Havelsat mesela) gözlemleyebilirsiniz.

Bu siteyi yapan ekip ise Türk, Spaceagenda.com firmasının ellerine sağlık!

 

 

 

Coach Wooden and Me – Kitap Tanıtımı

NBA’de tüm zamanların en skorer oyuncusu olan Kerim Abdulcabbar’ın hem çok iyi bir oyuncu hem de iyi bir insan olmasında çok emeği olan üniversite’deki (UCLA) antrenörü Coach Wooden için yazdığı bu kitapta hocaların bir ömür boyunca insanların gelişiminde ne kadar önemli bir yer tuttuğunu görme imkanınız olacaktır.

Kitap şöyle bir hikaye ile başlıyor: İlk antremanda Coach Wooden oyuncularına nasıl çorap giyileceğini ve nasıl çorapların en yukarı çekilmesi gerektiğini belirtiyor. Tabii ki liselerinde epeyci başarılı olan oyuncular, Kerim Abdulcabbar dahil olmak üzere, çok şaşırıyorlar ama Coach Wooden şu açıklamayı yapıyor. Basketbol bir takım oyunu ve takım olarak kazanılıyor. Her kişi çok önemli. Eğer çorabı düzgün giymezseniz ve dibine kadar çekmezseniz, çorapta buruşukluk olabilir; çorapta buruşukluk olursa, ayakta su toplayabilir; ayakta su toplarsa, maçta oynayamayabilirsiniz; maçta oynayamazsanız, maç kaybedilir. Çivi düştü, nal düştü; nal düştü, at düştü şiirini de bunun üzerine belirtir.

Kitapta birçok hikaye var ilgi çekeceklerden bazıları şöyle:

  • Bill Walton zamanının en iyi pivotlarından biri ve UCLA’de ilk beş başlayacaktır.  Coach Wooden UCLA’ye gelmesini istediği ama ilk beş oynayamacağını bildiği bir oyuncuya şöyle der: “UCLA’de ilk beş oynamayacaksın ve çok fazla oynama vakti de bulamayacaksın. Ama Bill Walton’a karşı her antremanda oynayacaksın ve böylece kendini geliştireceksin.” Bu oyuncu gerçektende ilk beşte hiç yer bulamaz ama Bill Walton’a karşı kazandığı tecrübe sayesinde NBA’de epeyce bir süre oynar.
  • Coach Wooden bir keresinde bir oyuncuyu ikna etmek için gittiği ev ziyaretinde, o oyuncunun annesine kötü davrandığını görünce, o oyuncuyu almaktan vazgeçmiş.
  • Coach Wooden kazanmak yerine çalışmaya odaklanılması gerektiğini söylüyor. Zaten %100 verilirse, o zaman kazanmamak zaten çok zor. Burada biraz Hollywood’dan sitemkar çünkü bazı spor filmlerinde en başta ezilen ama sonra çok çalışarak final maçına kadar gelen takımların filmlerinde genelde film o takımın final maçındaki galibiyetiyle sona eriyor. Coach Wooden’a göre o filmler final maçının ilk düdüğünde bitmeli çünkü maçın sonucu verilirse çalışma mesajının etkisi çok azalıyor.
  • Kerim Abdulcabbar’ın üzerinde çok emeği olan lise antrenörü ile lise sırasında arası bozulur. Coach Wooden, Kerim Abdulcabbar NBA’den emekli olduktan sonra bundan haber olur ve bundan çok rahatsız olur. Bir şekilde ikilinin arasını bulur ki hoca ve öğrenci arasında küslük kalmasın.
  • Üniversite oyunlarında (NCAA) smaç yasağı Kerim Abdulcabbar’a (o zaman Lewis Alcindor) karşı çıkarılacaktır ve bu çok moral bozucudur. Coach Wooden ise Kerim Abdulcabbar’a bu yasağın kendisini daha iyi bir oyuncu yapacağını belirtir ve oyunun diğer yönlerine odaklanmasını söyler. Kerim Abdulcabbar 2:18’lik boyuna rağmen en hızlı, en çevik oyunculardan biri olmuştur hem de bloklanması imkansız olan hook shot’ı muazzam şekilde icra etmiştir.

Bu kitapta ABD’deki sosyal değişime, Kerim Abdulcabbar’ın hayatındaki özel anlara, bir antrenörün bütün oyuncularını nasıl korumaya ve geliştirmeye çalıştığına tanık olacaksınız.

Bütün hocalara selam olsun!

Snappa – Tasarımcı Olmayanlar için Profesyonel Tasarım

Güzel bir broşür hazırlamak herkesin isteği ama bu broşürü hazırlayacak kişiyi bulmak, kullanılan grafiklerin telif haklarının olup olmadığını araştırmak, değişiklik yapmak ve daha bir sürü ayarlamak ve bütçelemek ise kolay değil.

Snappa tasarımcı olmayan kişilere kolayca grafik tasarlama imkanı sunuyor. Siteye girdiğiniz anda 1 dakika içinde sıfırdan yapılan bir grafik tasarım videosunu görebileceğiniz gibi, aynı zamanda hali hazırdaki taslakları kullanarak da grafikler tasarlayabilirsiniz.

Tabii ki, tasarımcı olmayan birisi olarak snappa’yı test ettim ve 3 dakika içinde kendi websitemin tanıtımı için şu grafiği sıfırdan hazırladım. Daha iyisi olabilir ama sanki kötü bir başlangıç değil.

İyi tasarımlar!